Neredeyse 70 yıl önceydi... 1950 yılında, Kuzeydekiler sınırı güney tarafına doğru geçiyor ve Koreliler arasında bir savaş başlatıyordu...
İç savaş gibi gözükse de içinde Türkiye'nin de bulunduğu onlarca ülkenin katılımıyla uluslararası bir savaşa dönüştü...
Peki her şey neden ve nasıl oldu..?
Ayla filminin kahramanı Süleyman Dilbirliği ve Ayla...
Öncelikle... Kore Savaşı’nın önemini anlamak için Kore’nin önemini anlamak gerekiyor…
Bu noktada olaya haritaya bakmakla başlayalım. Haritaları
okuyabilmek çok önemli meziyettir. Dünyayla ilgili farklı hikayeler görmemize yardımcı olur.
Burada küçük bir Asya Haritası mevcut…
Burada Kore'nin konumu Asya'nın girişi niteliği taşıyor...
Sarı bölge Çin... Üstünde Rusya...
Kore; Çin, Japonya, Amerika ve Rusya için büyük öneme sahip... Bu da onu tüm Dünya için çok kritik bir hale getiriyor.
Açıkça görülüyor ki Kore Çin ile sınıra
sahip, Rusya’nın hemen aşağısında ve Japonya için yine çok büyük öneme sahip.
Nedeni ise Japonya bir ada, adalar içinse onlara en yakın kara parçası çok
kritiktir...
Öte yandan o dönem, Kore Savaşı döneminde yani bu bölgede ciddi manada
gelişmiş demir yolları mevcut ve 3 deniz Kore’nin kontrolünden geçiyor. Bu da
Kore’yi Asya kıtasıyla ticaret yapmak isteyen ülkeler için çok önemli hale
getiriyor.
Yine o dönemki Sovyetler’in önemli isimlerinden Krusçev bu bölgede
pirinç ve balık imkanının onları cezbettiğini söylemiş… Amerika için de yine
kendilerine haritanın görünmeyen tarafında en yakın ülke olmalarından kaynaklı,
ve sınırı olduğu ülkelerden dolayı öneme sahip. Hatta hatırlayacaksınız Kuzey Kore Lideri Trump'ı füzeleriyle tehdit ediyordu... Bugünün şartları artık böyle bir hal aldı.
Evet... Tüm bunlar yüzünden belki de
Kore yüzyıllar boyunca bağımsızlığını
elde edemedi… Uzun yıllar Çin ve Japonya’nın güdümü altında yaşadı...
Bir anlamda da bu savaş öncesinde bir bağımsızlık günü ilan ediyorlar Kore ilk kez bağımsızlığına kavuşuyor.
Kore Savaşı 1950’de başlıyor… Biz ise bu tarihin daha öncesine
gitmeliyiz savaşı anlamak için. Ne zaman 2.Dünya Savaşı bitiyor, Amerika
Japonya’ya atom bombalarını yolluyor ki o zaman Japonya gücünü kaybedip
Kore’den çekilmek zorunda kalıyor.
Türk askerleri Koreli bir kızla vakit geçirirken...
Dünyanın süper güçlerinden biri, Sovyetler
bunu fırsat bilerek Kore’ye kuzeyden giriş yapıyor… Amaçlarından biri de
komünizmi bu bölgede yayabilmek. Stalin’in rüyası da diyebiliriz, kendileri
Amerika ve Avrupa’dan olumlu cevaplar alamayınca, yönlerini bir anlamda Asya’ya
çeviriyorlar. O dönem Çin de komünizme geçiş yapıyor ve bu çok iyi bir haber
onlar için. İki ülke arasında önemli bir ortak nokta haline geliyor…
Tabii
Amerika durur mu, bu bölgeyi Rusya dominasyonuna bırakamayacağından o da
bölgeye güneyden giriş yapıyor ve Sovyetleri 38.enlemde durduruyor. Bu çok önemli, çünkü 38.enlem hala geçerli sınır iki ülke arasında...
Yani iki ülke oluyor artık orada bir anlamda iki ülke kuruluyor…
Kuzeyin destekçisi Sovyetler, Güneyin destekçisi ABD…
Tabii sonra Birleşmiş
Milletler yine bir karar alıyor ve bölgeyi terk edin, orası Korelilerin
diyerekten... ABD ve Rusya da bir anlamda bölgeden çekiliyor…
Bunun anlamı iki
farklı devlet orada baş başa kalacak. Fakat aslen Kuzey Kore lideri, Kim Il
Sung, bugünkü Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un da dedesidir… Orada bir Güney
Kore Cumhuriyetinin varlığını tanımıyor. Bu bölünmüşlüğün müsebbini Birleşmiş Milletler olarak görüyor ve buna binaen sınırları geçiyorlar, güneyde yaşayan halkı isyana teşvik ediyorlar… Fakat istediklerini elde edemiyorlar. Belki de orada mevcut konjonktürde savaş onlar için kaçınılmaz bir hal alıyor ve sınır 5000 Sovyet
tankıyla beraber geçiliyor.
Kim Il Sung Sovyetler'e gidip Stalin'le tanıştı...
Güney Kore Lideri ABD'ye gidip Harry Truman'la tanıştı...
Kuzey Kore Sınırı Geçti, Savaş Başladı... Peki ya Sonra?
Geçmek yetmiyor… Güney Kore askeri açıdan daha
güçsüz olsa dahi çabuk olmalılar. Çünkü biliyorlar ki Birleşmiş Milletler ve
ABD de bu bölgeye intikal edecek… Hızla 5.günde Seul’u alıyorlar, Güney
Kore’nin başkentini. Sonrasında da 200 kilometrenin üzerinde bir ilerleme
kaydediyorlar güneye fakat bu bölgede Amerika ve Birleşmiş Milletler kendilerini defaatle uyarıyor... Aldırış etmiyorlar... Sonunda Koreliler dışında ilk ordu bölgeye intikal ediyor ve Amerikan askerleri Japonya’dan buraya geliyor...
Amerikan Ordusu Güney Kore'ye Yardıma Geliyor...
Tabii Amerikan ordusu bölgeyi tahkim etmeye başlıyor gelir gelmez... Çok daha tecrübeliler, savaş stratejileri güçlü ve iyi teknolojileri var bu sebeplerden ötürü
avantajı elde ediyorlar. Bu sefer Kuzeylileri püskürtmek suretiyle yukarı
ilerliyorlar… Bu da Çin için ciddi bir tehdit. Burada ABD varlığı ve kontrolü
işlerine gelen bir durum değil. Onlar da bunun icabını ifa ederek asker göndermeye başlıyor ve 1 milyonun
üzerinde bir asker gönderiyorlar nihai olarak. Bu, savaştaki en büyük asker sayısı olarak kayıtlara geçiyor…
Kore Savaşı'ndaki git-gel'lere dair bir tablo...
Tabii böyle bir güce karşı Amerika tek başına savaşmak
ister mi…
Kuzeye çökeklenmiş Çin ve Sovyetler…
O da başlıyor başta NATO
ülkelerine olmak üzere baskı yapmaya. Birçok ülke Amerika’nın yanında yer alıyor…
Norveç, Fransa, Danimarka, Yunanistan, Yeni Zelanda, Türkiye, Kanada, Filipinler, Güney Afrika, İtalya...
Marilyn Monroe da cephede...
Üstteki fotoğraf hakkında... Scarlett Johansson da 2 sene önce İncirlik Üssü'nü ziyaret etmişti. Strateji hiç değişmiyor...
O dönem bazı
ülkeler için de NATO önem teşkil ediyor bunlardan biri de Türkiye. Bu savaşa
asker gönderdikten sonra Türkiye NATO’ya giriş yapıyor. Aslında oradaki en
büyük askeri güçlerden biri de biziz ve asker gönderen 2.ordu olduğumuz
belirtiliyor.
İlk Türk Tugayı oraya 4500 kişiyle intikal ediyor ve her sene
değişmesi planlanıyor.
İlk Komutanımız Tahsin Yazıcı ile beraber, askerlerimiz
yola çıkıyor… O dönem bu büyük destekten ötürü de büyük saygı görüyorlar…
Türk Tugayı Komutanı Tuğgeneral Tahsin Yazıcı...
Döneme ait bir gazete manşeti...
Gemiler doğal olarak Amerikan yapımı, onların kültürüne göre de dizayn edilmiş. İlginç
şeyler yaşanıyor, mesela tuvalet konusunda. Farklı bir çeşide sahip oldukları
için bizim askerlerimiz kullanamıyor. Orada eğitim alıyorlar… Yine akşam yemeği
mevzusu ciddi bir problem. Herkes 2 dilim ekmek yiyebiliyor ama bu bizim
askerlerimizi için asla yeterli değil. Sürekli aç geziyorlar…
Askerlerimizin ulaşım için kullandığı gemiler...
Sonunda herkesin
istediği kadar ekmek alması kararlaştırıyor ama bu sefer de bizim askerlerimiz
ekmeği bitirdiği için Amerikalılara ekmek kalmıyor. Un sıkıntısı çekilmiş bu
gemilerde. Uzun da bir seyahat, birçok anı mevcut, hepsine girmeyeceğim…
Sonunda askerlerimiz Pusan Limanına varıyor. Burada bir Türk Şehitliği de
mevcut. Oradan da trenle Taegu’ya geçiyorlar, o trenlerde verilen kumanyalar
içinde domuz eti olanları askerlerimiz yemeyerek oradaki fakir halka dağıtıyor.
Ve Taegu’da askerlerimizi "Turgo Nombre Van Türk- bir numaralı" denilmeye başlanıyor…
Yine orada da askerlerimiz halkla iç içe, seviliyor, sayılıyor ve değer görüyor.
Pusan'daki Türk Şehitliği...
Askerlerimizi Kunuri’ye transfer ediliyor... Kuzey tarafında
kalıyor Kore’nin… Çinlilerin de bastırdığı bir dönem dolayısıyla Amerikalılar
geri çekiliyor. Oraya gidiyoruz ve zamana ihtiyacımız var. Çinlileri durdurmak
gerekiyor ama bizden 5 kat daha fazlalar… Bu, Kore Savaşının en önemli cephesi
olarak da görülüyor. Türkler Çinlileri tam 3 gün durduruyor, beklentiler ise
sadece saatlerden ibaretken… Basında büyük yankı uyandırıyor bu, Time
Gazetesine deçıkıyor… General Marshall Türk ordusunun onlara 3 altın gün
kazandırdığını söylüyor, Tuğgeneral Tahsin Yazıcı madalya alıyor.
"Türk askerinin üstünlüğü açık bir biçimde görülmüştü. Fakat tanıdığım kadarı ile bu kadar insancıl, cana yakın insanlar nasıl oluyor da böyle bir saldırıya geçebiliyor, kısa bir sürede sayıca üstün düşmanı yok edebiliyordu. Bu ne yüreklilik bu ne görkemdi!"
Sovyetler, Amerikalıları Türklerin kurtardığını yazıyordu...
Birleşmiş Milletler askerleri Türklere "number one" diye hitap ediyordu...
"Türk subay ve askerleri çok iyi askerdi. Gereken emirleri uygulardı ancak iki emir hariç. Onları asla uygulamadı...
Bunlardan bir tanesi Ramazan Ayında oruç tutmama emriydi... İkincisi ise esirlere sorgudan önce yemek ve su vermeme emriydi... Bu yüzden çoğu zaman Amerikalılarla araları bozuluyordu..."
Bu savaştan sonra da pek devam etmiyor Kore Savaşı. Yalnızca
birkaç ay… 38.enlemden taraflar öbür yana ilerleyemiyor, tıkanıyorlar. 2.Dünya
Savaşından yeni çıkmışlar, zaten büyük kayıplar verilmiş ve Sovyetler, ABD, Çin
birbirleriyle savaşmak istemiyor…
Oturuyorlar pazarlığa. 1951’den 1953’e 2 yıl.
Bu süreçte ufak çatışmalar oluyor ciddi bir çarpışma yok. Ateşkes anlaşmasını 2
yıl sonunda imzalıyorlar ancak barış antlaşması yok. Sadece ateşkes
anlaşmasıyla bu sınır 2007’e kadar korunuyor. Savaştan 65 yıl sonra ancak barış
imzalanıyor… Sonrası da malum, dün mesela iki lider görüşmüştü ve bu o tarihten
bu yana bir ilkti, hepimiz şahit olduk ve kayıtlara da geçti.
Taraflara Gelirsek...
Bir cephe Amerika ve onlarca ülke daha… Bazıları asker yerine sağlık ekipmanı, silah veya maddi destek sağlasa dahi Amerika'nın yanında onlarca ülke yer alıyor... Ekvator, İsveç, Belçika, İngiltere, Avustralya, Kanada, Fransa... Bu cephede Amerika birçok ülkenin desteğini alıyor… Buna Birleşmiş Milletler desteği de diyebiliriz. Bazı ülkeler 50 asker gönderiyor olsa da istekleri Amerika ile beraber etmek oluyor, açıkça gözüküyor…
Diğer cepheyse
Sovyetler Çin ve Kuzey Kore. Şurası ilginç ki Sovyetler aslında çok asker
göndermiyor. Daha çok teknoloji desteği veriyor, zaten 2.Dünya Savaşı sonrasında geliştirilen silah endüstrisi bu savaşta bir anlamda test ediliyor. Amerika ve Sovyetler burada kendi materyallerini kullanıyor...
Bunun yanında Çin 1 milyondan
fazla askerini bölgeye gönderiyor.
Savaş sonrası… 3 milyon insan öldü…
Kore savaştan önce de fakir bir ülkeyken, savaştan sonra
daha da fakir bir hale geliyor. Kanallar, evler, tren istasyonları kısaca her
şey zarar görüyor, yıkılıyor. Aileler parçalanıyor… Yetmezmiş gibi araya bir de
sınır çekiliyor ve kimse geçemiyor o sınırı. İnsanlar arkadaşlarından kardeşlerinden
ailelerinden kopuyor. Hem de hepsi aynı milletten geliyor olmalarına rağmen,
birbirleriyle savaşıyorlar… Ne için?
Bildiğiniz gibi Kuzey Kore o günden sonra Dünyayla bağlantısını kesti. İnternet kullanımın dahi yasak olduğu bir ülke. Bugün Dünyada neredeyse hiç kimse komünizm veya diktatör bir rejim istemiyor ve Kuzey Kore bunları uyguluyor. Dolayısıyla Dünya'da tercih edilen konumda olan ülke Güney Kore...
Güney Kore...
Liberal ekonomiyi destekliyorlar, ticaret anlaşmaları yapıyorlar, Amerika'nın ülkelerinde asker bulundurmasına izin veriyorlar... Ekonomileri güçlü. Kısaca Dünya ile iyi ilişkiler geliştirmeyi becerdiler. Türk halkıyla da aralarında hissedilen bir dostluk olduğu aşikar...
Dün de bu yazının yazılmasına vesile olan bir gelişme yaşandı... Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, o günden bu yana Güney Kore sınırına geçen ilk Kuzey Kore lideri oldu. Dileriz bu bölgedeki düşmanlık artık bir son bulacaktır...
İşte iki ülke lideri...
Güney Kore-ABD Dostluk Sembolü...
Güney Kore ve Avrupa Birliği ortak basın toplantısı...



















