Bu Blogda Ara

27 Ekim 2017 Cuma

Türkiye'deki Siyasal Düzen ve Yeni Parti Hakkında



   Tam da 2 partili bir sisteme doğru ilerliyorduk... 2 farklı ideoloji, 2 "en" güçlü parti... Peki bugünün zemini nasıl hazırlandı? İyi Parti'nin kuruluşu mevcut siyasal düzeni etkiler mi?


Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal 2002 seçimi öncesi Uğur Dündar'ın konuğuyken...


   Her şey 2001 krizinden sonra başladı. Fatura Ecevit'e kesildi, DSP oylarının birçoğu bir anda CHP'ye geçti ve Ecevit sahneden çekildi. 2002 seçiminde %20 oy alan CHP, potansiyel oyların bir kısmını ise Cem Uzan'ın "3 aylık" Genç Parti'sine kaptırmıştı...

   3 Kasım 2002'den sonra neler oldu derseniz; 2 partili meclisin temsilcileri, kendi alt fraksiyonlarını bir bir bünyelerine kattılar...

2002 Genel Seçim Sonuçları...

   AK Parti, benzer ideolojilerin diğer temsilcileri DYP/DP, ANAP, BBP gibi partileri ve Saadet Partisi'ni çok büyük ölçüde bitirdi.

   2003'te ANAP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Zeydan'ın AK Parti'ye geçişi buna bir örnek. Bu sayede AK Parti 367 milletvekiline ulaşmıştı. Bir diğer örnek ise Demokrat Parti Genel Başkanlığını bırakıp AK Parti'ye geçen, şuanki iç işleri bakanımız Süleyman Soylu...

Mustafa Zeydan AK Parti rozetini takarken...

   Yıllar geçti... Necmettin Erbakan Hakkın rahmetine kavuştu, Muhsin Yazıcıoğlu şüpheli bir şekilde öldü. Artık sağın kesin ve tek bir temsilcisi vardı. 2007'de %46 oy oranına ulaşan AK Parti, o günden sonra da hiçbir seçimde teklemedi. Slogan da aynı şekildeydi: "Durmak yok, yola devam" 

     Taa ki 7 Haziran 2015'e kadar...

   AK Parti %41'de kaldı. MHP ve HDP'nin milletvekili sayıları eşit çıktı. Halkın büyük çoğunluğu seçim sonuçlarından memnun değildi. 

   Seçimden tek parti çıkmamasının zararı MHP'ye oldu. Muhafazakar kesime hitap eden son parti de çöküşe geçti. MHP kurucusu Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş AK Parti'ye geçti. MHP 2 milyona yakın oy kaybederek mecliste HDP'nin gerisinde kaldı.

7 Haziran/1 Kasım 2015 karşılaştırmalı sonuçları...

   Devam eden süreçte Ümit Özdağ ve Meral Akşener gibi parti içinde büyük öneme sahip iki isim, kongrede aday olmayı düşündükleri esnada partiden ihraç edildiler. 16 Nisan'da da Devlet Bahçeli'nin zıttı bir tutum izlediler. O gün Bahçeli'nin "Evet" çağrısına uymayan MHPliler neredeyse çoğunluktaydı...

     25 Ekim 2017

   İşte tam da bu noktada İyi Parti hayata geçti. Dengeler değişir mi, 2019'da neler olacak, bunlar bilinmez ancak biz bugünü değerlendirelim...

Meral Akşener partisinin açılış konuşmasını yaparken...

   Ülkemizde seçmeni aşağı yukarı oturmuş 4 parti var. Akşener iktidar hedefliyorsa mevcut partilerin seçmenlerinden oy almalı. Biraz AK Parti'den, çoğunlukla MHP'den... Peki ya CHP ne olacak? 

   Bugünün Türkiye'sinde oy kaymasının en az yaşandığı parti CHP'dir. Bu zemini oluşturansa seçmenin tavrı. Bunu geçmiş birçok seçimde gördük. Nedeni ise çok basit: CHP seçmeninin birçoğu CHP'den vazgeçmeyi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ilkelerinden vazgeçmekle eş tutuyor. Oysa ki ne CHP'ye oy vermek Gazi Mustafa Kemal'in ilkelerine olan bağlılığı gösterir, ne de CHP'ye oy vermemek bu ilkelere ters düşüldüğünü. Olaya bu açıdan bakarsak, Akşener ve partisinin muhafazakar kimliği CHP'den İYİ Parti'ye oy kaymasına müsait bir zemin hazırlamıyor.

   Bugüne dek CHP'den İyi Parti'ye geçiş yapan yalnızca bir milletvekili oldu. İzmir Milletvekili Aytun Çıray mecliste artık İyi Parti'yi temsil edecek. CHPli vekil Aytuğ Atıcı da bu durumu açıklamış. Kendisi, CHP'den İyi Parti'ye geçen vekilin geçmiş dönemlerden bu yana hep muhafazakar kimlikte olduğunu belirtmiş. 

   MHP'den kayması muhtemel oylara göz atarsak,
ülkücü ve milliyetçi kamptaki bu bölünme yeni değil. 16 Nisan'da kendini net biçimde göstermişti. O dönem MHP içindeki bölünmeyi referandum sonuçları da ortaya koydu. Ancak o gün Bahçeli'yi destekleyenler, bugün de hala arkasında.

Devlet Bahçeli ve Erdoğan Beştepe'de...

     Gelelim AK Parti'ye...
   Ben bu noktada parti içi dinamiklerden çok Erdoğan faktörünü ele almak istiyorum. Cumhurbaşkanlığı seçiminde "daha güçlü bir" MHP ve CHP'nin çatı adayına rağmen %52, 16 Nisan'da ise %51.5 almıştı Erdoğan. Milletvekilleri ve yerel yönetimler de seçiliyor olsa dahi bu konjonktürde halkın gözündeki algı "bir kişi seçiliyormuş" noktasında. Böyle bir pencereden bakıldığında Erdoğan'a karşı muhalefet etmek, seçim kazanmak, her kim olursa olsun çok çok zor. 

   Eğer Akşener bir şeyleri değiştirmek, iktidara gelmek istiyorsa 81 şehrin 81'ine de ayak basmalı. 81 ilde de az olsun çok olsun, kendi kitlesine seslenmeli; onların sesini duymalı. Edirne'den Kars'a kadar tüm vatanı sahiplenmek İstanbul'daki sıcacık odalarımızdan konuşmakla mümkün olmuyor. 

   Varsayalım ki işler muhalefet için yolunda gitmedi, 2019'da aday olmayacağını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu, çatı aday teklifini partilere sundu. Acaba Akşener'in tutumu nasıl olur? Hatırlayalım: 7 Haziran'dan sonra Bahçeli, CHP ile koalisyona gitmeyi HDP'den ötürü kabul etmemişti.


İşte bu yüzden, bugün İyi Parti'nin kuruluşuna en çok sevinen MHP içindeki muhaliflerle birlikte CHP yönetimidir. Kendileri için bir fırsat doğdu...

*Benim gözümde uzak bir ihtimal olsa dahi, muhafazakar seçmenden de oy alabilecek Akşener CHP desteğiyle beraber çatı aday çıkabilir.
*Belki de çatı aday 2 yahut 3 partinin desteğiyle çıkabilir.

   Her iki durumda da 16 Nisan'daki %48.5 hangi seviyeye gelir, bilinmez...

   2019'a kadar meclisteki İyi Parti milletvekillerinin tutumu, çatı adayın kim olduğu, Bahçeli'nin tavrı ve birçok faktör...

   Köprünün altından daha çok sular akacağı kesin fakat biz bunları bugüne not düşelim. Belki de bir şeyler değişir...

4 Ekim 2017 Çarşamba

Arakan'da Yaşananlar ve Perde Arkası


   Arakan'da yaşanan tüm bu olayların tarihi, zaman çizelgesi ve bugünkü konjonktürde ABD ve Çin'in Arakan hesaplaşması...


   Arakan Neresi?

Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya'da Bangladeş, Çin, Hindistan ve Tayland arasında yer alan bir ülkedir. Ülkenin güneybatı kıyıları Dünya'nın en büyük körfezi olan Bengal Körfezi ile çevrilidir.



Myanmar'ın 7 eyaletinden biri olan Arakan, Bangladeş-Myanmar sınırının kesiştiği noktada bulunur. Arakan'ın nüfusu 4 miyondan fazlaydı fakat yaşananların ardından 1 buçuk milyona kadar geriledi.


    Her Şey Nasıl ve Ne Zaman Başladı?

2.Dünya Savaşı sonrasında Arakan'da bulunan Müslümanlar, kendi devletlerini kurmak isteyince aralarından binlercesi sürgün edilmiş ve camilerine, okullarına, evlerine zarar verilmiştir. İnsan hakları kuruluşlarının vermiş oldukları raporlara göre, 1962-1984 yılları arasında 20.000 Arakanlı Müslüman öldürüldü. Yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlıklarına el konuldu. Devlet politikaları ise o dönemde yapılanları meşrulaştırmak adına İslam dini hakkında yalanlar ve iftiralar yayma eğilimindeydi.

 

Yaklaşık 30 yıl öncesinde ise Arakan'da yapılan büyük çaplı operasyonlar sonucunda 250.000 Arakanlı Müslüman Bangladeş’e göç etmek zorunda bırakılmıştır. Bu yaşananlar sonrası, Arakan’da yaşayan Müslüman Rohingya’lar, bırakın devlet kurabilmeyi kendilerine Myanmar vatandaşlığı bile çıkaramamışlardır. Bunca mücadele sonrası birleşmek ve tek elden hareket edebilmek amacıyla, Rohingya’lar 1999-2000 yıllarında iki teşkilat kurmuşlar ve çalışmalarını oradan sürdürmeye karar vermişlerdir.


Günümüze yaklaşmak gerekirse, daha önce benzer ve daha küçük çaplı bir katliam 2012'de yaşanmıştı. O zaman da medya vahşeti gözler önüne sermiş, Arakan gündem maddesi haline gelmişti. Çok değil 1 yıl sonra, takvimler 2013'ü gösterirken Myanmar ilk kez doğalgaz ihracatına başlayacaktı. Bilgiyi veren kurum ise Çin’in Dünyaca ünlü şirketi PetroChina.



Bu doğalgaz yataklarının işletmecisi olan  Daewoo Uluslararası Konsorsiyumu ile anlaşma 2008 yılında imzalanmıştı. Peki bunun katliamla ne alakası var? Geliyoruz. Çin lideri Jinping aynı yıl içinde, var olan İpek Yolu Projesi'nin deniz ayağını kurmak istediklerini söyledi. Neden? Çünkü Çin’in deniz ticareti ABD'nin kontrolündeki Malacca Boğazı’na bağlı. Yeni hedefleri ise: Arakan




   Arakan Müslümanları'nın Rolü

Arakan Müslümanlarıyla Myanmar Hükümeti’nin çatışma halinde olması son dönemde de olduğu gibi Bangladeş’e büyük göç olması anlamına geliyor. Bu bölgenin radikalleşmesi ve boşaltılması Çin’in tek amacı. Çin, Arakan’da kontrolü ele almanın peşinde. Bu sayede Arakan'da istediği limanı kurmak suretiyle deniz ticaretini oradan yönlendirmek, bunun verdiği bağımsızlıkla en tepeye çıkmak istiyor.

Çin ordu yapıyor, nükleer silah üretiyor ve ABD tahvillerine en çok sahip olan ülke konumunda. Birleşik Devletler ise Çin’e karşı son kozunu kaybetmek istemiyor.


Sözün özü, Arakan'da bu yaşananlar, işin henüz başlangıcı. ABD bölgede üreteceği yeni stratejilerini ortaya koymanın peşinde. Belki IŞİD tehdidi, belki de farklı bir projeyle bölge yeniden ateş altına alınabilir...

Binlerce mazlum, vatansız insan, dini inançları ön plana çıkarılarak ekonomik bir meseleden ötürü savaşın ortasına sürükleniyor. Birileri buna engel olmalı...